Atasözleri; hepimizin günlük hayatta sıklıkla kullandığı, kim tarafından söylendiği belli olmayan, bir durumu ya da olayı ifade etmek için söylenen cümlelerdir.
Söz konusu cümlelerin ifade ettiği durumları bizzat deneyimlediğimizde, o cümlelerin ne kadar özel ve yerinde olduğunu rahatlıkla anlayabiliyoruz.
Hepimizin çoğu zaman kullandığı atasözlerinden sadece bir tanesi olan “Yenilen pehlivan güreşe doymaz.” cümlesinin ne kadar doğru olduğunu bugün milletçe hep birlikte görüyoruz.
Ülkemizi nesilden nesile şaşmadan düşman olarak görmeye devam eden devletlerin, asırlar boyunca defalarca bize yenilmelerine rağmen hâlâ yeni bir adım atma girişimi içerisinde olduğu aşikâr.
Solumuzda tam 400 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kalmış, Kurtuluş Savaşı’nda ordumuz tarafından Ege’nin serin sularına dökülmüş, Kıbrıs Barış Harekâtı’nda yancısı Rumlar ile birlikte Enosis hayalleri yok edilmiş fakat yaşananlardan zerre ibret almayıp hâlâ Türkiye’ye saldırgan bir tavır sergileyen Yunanistan var.
Malum, Ege’yi tamamen kendine ait gören Atina yönetimi; adaları silahlandırmasından Batı Trakya Türklerine yapılan baskılara kadar hiçbirini dile getirmezken, ağzını açtığı her an “Türkiye bizi savaşla tehdit ediyor.” diyebiliyor.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, henüz altı aylık bir bebekken dönemin başbakanı ve aynı zamanda babası Konstantinos Miçotakis ile birlikte Albaylar Cuntası’ndan kaçmak için Türkiye’ye sığındıklarını çabuk unutabiliyor.
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünde, “Yunanistan Silahlı Kuvvetleri için Kıbrıs artık yakındadır.” diyerek bizzat kendisi savaş imasında bulunabiliyor.
Öte yandan bu ülke, sırf kendisini güçlü gösterebilmek için ne yazık ki topraklarını birçok Batılı ülkeye açıp onların üs kurmasına izin veriyor.
Gerçekten, yenilen pehlivan güreşe doymuyor.
Karadeniz Bölgesi’nde senelerdir devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı ayrı bir durum. Sağımızda İran ve Ermenistan, güneyimizde ise Irak ve Suriye var.
Etrafımızın ateş çemberi olmadığını düşünmek, göz göre göre var olan bir gerçeği inkâr etmek demektir aslında.
Bu sorunlara rağmen Türkiye, hem kendi içindeki hem de sınırları dışındaki şer odaklarını alt etmeyi başardı. Ülkemizin özellikle askerî ve diplomatik alanda kısa zamanda büyük işler başarması, akıbeti mutlak bir hezimet olacak kişileri çoktan tedirgin etti.
Vicdanı olan her insanın neredeyse bir defa da olsa “Var olmasalardı belki de dünya çok daha güvenli ve huzurlu olurdu.” dediği İsrail, kendi sapkın inanışları doğrultusunda Orta Doğu’yu yangın yerine çevirmeyi sürdürüyor.
Arz-ı Mev’ud yani adedilmiş Topraklar uydurmasına kanıp Nil Nehri ile Fırat Nehri arasındaki coğrafyayı kendine ait gören ve bu yerleri kazanmak adına yapılan her insanlık dışı muameleyi meşru sayan İsrail’de bir süredir Türkiye korkusu hâkim.
Bölgenin güçlü sayılabilecek ülkelerinden İran ile ilk olarak 2025 yılının Haziran ayında 12 Gün Savaşı yaşayan bu ülke, 2026 yılının Şubat ayında ABD ile birlikte Tahran yönetimine ikinci bir savaş açmıştı.
Daha sonrasında savaştan çekilen ve odağını Lübnan’ı işgal etmeye çeviren İsrail, son dönemde sıklıkla Türkiye odaklı açıklamalarda bulunuyor. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın da sık sık dile getirdiği gibi, İsrail kendine yeni bir düşman arıyor ve bu noktada ülkemizi hedef tahtasına oturtuyor.
Yakın zamanda ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO Zirvesi kapsamında Ankara’ya gelmesi ve geldiğinde Türkiye’ye F-35 satışına izin vereceklerini söylemesi, İsrail Başbakanı Netanyahu’yu telaşlandırmış; Netanyahu apar topar ABD kanallarına bağlanarak bu satışın Orta Doğu’da güç dengelerini değiştirebileceğini öne sürmüştü.
Öte yandan İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise F-35 savaş uçaklarının Türkiye’ye verilmemesi için hem açıktan hem de perde arkasında girişimlerde bulunduklarını dile getirmişti.
Onlara da hak vermek lazım; gittikleri her coğrafyada, yaptıkları her hamlede karşılarına güçlerinin yetemediği bir Türkiye çıkıyor. Somali’den Suriye’ye kadar her yerde hem askerî hem de diplomatik gücünü ortaya koyan Ankara, İsrail’e en önemli mesajını bir atasözüyle veriyor:
Korkunun ecele faydası yok.
İsrail, kendisine tehdit gördüğü her ülkeye doğrudan saldırılar düzenleyip savaş açıyorken Türkiye için bunu aklından bile geçiremiyor. Çünkü bir NATO ülkesi olan Türkiye’nin bireysel olarak ne kadar güçlü olduğunu, zor zamanlarda asker-millet formuna dönüşen bu ülkenin 86 milyondan fazla vatandaşıyla yenilmeyeceğini biliyor.
O yüzden Netanyahu ve peşindekiler, Türkiye ile ne kadar düşman varsa onlarla iş birliği yaparak kendisini güçlendirmeye ve avutmaya çalışıyor.
Kısacası ne Yunanistan, ne İsrail ne de diğerleri…
Onların amacı belliyse, bizim de amacımız belli.

