Açgözlülüğü, sınır tanımazlığı ve tüm ahlaki değerlerden yoksunluğu ile nam salmış olan Amerika Birleşik Devletleri’ni en iyi tanımlayan sözlerden birisi, nesiller önce üzerine kurulduğu toprağın asıl sahipleri olan Kızılderililer tarafından söylenmişti;
“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak…”
Para ve değerli tüm metalar için her şeyi yakıp yıkan Amerika, ne hikmettir ki senelerdir, petrol ve yer altı zenginliği olan ülkelere “demokrasi getirmeyi” kendine şiar edindi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kore başlayan ABD’nin savaş silsilesi, daha sonrasında Vietnam, Körfez, Afganistan ve Irak Savaşları ile devam etti.
Gittiği yerleri yakıp kül edip oradaki insanları işkence ve tecavüzler ile aşağılayan “tek dişi kalmış canavar” günümüzde de aynı mantıkla hareket etmeyi sürdürüyor.
İşgal ettiği yerlerin petrolüne el koyup bunu artık açık bir şekilde dile getiren ABD, Ocak ayında Venezuela’ya askeri operasyon düzenlemiş ve ülkenin Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’yu ele geçirip yargılama bahanesiyle kendi topraklarına götürmüştü. Donald Trump yönetimindeki Amerika’nın asıl hedefi, Venezuela’nın petrollerini kontrol etmeye başlamasıyla açığa çıkmıştı.
Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip Venezuela’nın kaynaklarını kontrol eden Trump yönetimi, bu süreçten çok kısa bir süre sonra İsrail’in yancısı olarak İran’a savaş açtı.
İnsanlık tarihinde atom bombası kullanan tek ülke olan fakat nükleer silahın sadece kendisi ya da kendisinden olanlarda olmasını isteyen Amerika, İsrail ile birlikte 1 aydır savaşa devam ederken, asıl amaçlarının ne olduğuna dair Donald Trump’tan itiraf gibi bir çıkış geldi.
Dünya huzurunun ayarlarıyla oynamaktan vazgeçmeyen 79 yaşındaki Trump, Financial Times’a verdiği röportajda “En çok istediğim şey İran’daki petrolü almak” diyerek amaçlarının ülkenin petrol kaynaklarına çökmek olduğunu dile getirdi.
Bu açıklamasından yüzü dahi kızarmayan Donald Trump, İran’ın kendileriyle anlaşma sağlamaması halinde, ülkenin petrol ihracatının %90’ının gerçekleştiği ve stratejik önemi tartışılmaz olan Hark Adası’nı ele geçirme tehdidinde bulundu.
Uzun lafın kısası, tarih boyunca değişmeyen aktörler günümüzde de benimsedikleri görevlere sadık kalıyor.
Medeniyet kavramı altına saklanan Batı ülkeleri her türlü suçlamayı yaptığı ülkelerin tüm kaynaklarını sömürüp onların iradesini yok sayarken, insanlık onurunu yaşatmaya çalışan ülkeler haksızlıklara karşı kendilerini savunmaya ve seslerini duyurmaya çalışmaya devam ediyor.