Su, insanlığın hayatını sürdürebilmesi için vazgeçilmez bir unsurdur.
Gıda üretiminden temizliğe, kişisel bakımdan tarım faaliyetlerine kadar hayatın her alanında varlığını hissettiren su, son dönemde adını çok daha sık ve korkutucu bir şekilde toplumlara hatırlatıyor.
Malum, insanlık dünya tarihine adım attığı ilk andan itibaren, çoğalmasının da etkisiyle kendisine emanet edilen doğaya ihanet etmeye başladı. Hizmetine sunulan doğal kaynakları sanki hiç tükenmeyecekmiş gibi kullanan toplumlar, acı gerçeği içinde bulunduğumuz yüzyılda bizzat deneyimlemeye başladı.
Yaşadığı çevreyi sonuçlarını düşünmeden kirleten, dünyayı paylaştığımız canlıların yaşam alanlarını daraltan ve birçok türün yok olmasına neden olan insanlık, hayatta kalamayacağı suyu da asırlar boyunca aynı bilinçsizlikle kullandı. Bunun sonucunda dünya, artık suyu varoluşsal bir tehdit olan susuzlukla birlikte anmaya başladı.
Her geçen yıl küresel ısınmanın etkisiyle sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerine çıkması ve değişen iklim düzeni nedeniyle yağışların yetersiz kalması, içme suyu kaynaklarının giderek azalmasına yol açtı.
Zengin ve bereketli topraklarıyla bilinen Türkiye de son yıllarda bu su krizinden payını aldı. Ülkenin birçok şehrinde barajların dip seviyelere inmesi ve zorunlu su kesintilerinin uygulanması, krizin ciddiyetini gözler önüne serdi.
2025 yılının sonları ve 2026 yılının şu ana kadar olan döneminde, önceki yıllara göre daha iyi bir yağış süreci yaşayan Türkiye, bu geçici iyileşmeye aldanmadan, gelecekte petrol kadar değerli olacak su için yatırımlar yapmaya devam ediyor.
Suyun gelecek yıllarda ne kadar değerli olacağı hakkında değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Yeni dönemde en önemli olan kaynak su, stratejik bir kaynak. Geçen asır petrol, karbon yakıtlar için yapılan mücadele önümüzdeki dönem su alanında yapılacak. Çevremizdeki çatışmalardan bunun işaretlerini görebiliyoruz. Önümüzdeki dönemde su çatışmaları çıkacak” diyerek korkutucu fakat yaşanması çok olası bir ihtimalden bahsetti.
Kendi geleceğini teminat altına almak için faaliyetlerine devam eden Türkiye son olarak 54’ü baraj ve gölet, 109’u sulama tesisi, 18’i içme suyu tesisi, 11’i arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri, 371’i taşkın kontrol tesisi olmak üzere toplam 563 tesis için toplu açılış töreni gerçekleştirdi.
Batı ülkelerinin, doğal kaynakların ve zengin maden yataklarının bulunduğu bölgeleri güç kullanarak elde etmeye çalıştığı uzun yıllardır bilinen bir gerçektir.
Bu nedenle kendi kaynaklarını korumak ve gelecek nesillere aktarmak isteyen ülkemiz, bir yandan su yatırımlarını sürdürürken diğer yandan bu konunun önemini topluma anlatmaya devam ediyor.
Devlet üzerine düşeni yapıyor; ancak her şey bireyde başlıyor. Denklem aslında çok basit, bunu unutmamak gerekiyor:
“Suyunu korumazsan, suya muhtaç kalırsın.”