X

Türkiye’nin Gökyüzü Güvencesi: Çelik Kubbe

İnsanoğlu, var olduğu ilk günden bu yana doğası gereği kendi türüyle bitmek bilmeyen bir çatışma içinde oldu. Başlangıçta bireysel ya da küçük gruplar arasında patlak veren bu sürtüşmeler, kitlelerin büyümesiyle yerini tarihin akışını değiştiren devasa savaşlara bıraktı.

Gelişen ve dönüşen teknoloji, medeniyetlerin yaşam tarzlarını en ince ayrıntısına kadar dönüştürdüğü gibi savaş tekniklerinin de defalarca baştan yazılmasını beraberinde getirdi. İlk zamanlar taş ve sopalarla kurulan hakimiyet mücadelesi; yerini önce atlara ve kılıçlara, ardından toplara ve ateşli silahlara bıraktı.

Bugün ise fiziksel güce dayalı geleneksel muharebe yerini insansız harplere terk etmiş durumda. Bu süreç, devletlerin teknolojik alanda kendilerini geliştiremedikleri takdirde düşman hakimiyetine girerek tarihin tozlu raflarına karışabileceğini defalarca kanıtladı.

Günümüzde derin sonuçlar doğuran çatışmalar artık neredeyse tamamen insansız sistemler üzerinden yürütülüyor. Askeri kabiliyeti yüksek olan ülkeler; füzeleri, insansız hava araçları ve savaş uçaklarıyla bulundukları yerden, en az kayıpla hedeflerine ulaşabiliyor.

Yakın zamanda başlayan ve etkileri süregelen ABD-İsrail ile İran arasındaki gerilim, bu durumun en somut örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Okyanus ötesinden müdahil olan ABD’nin İsrail ile birlikte İran’a yönelik başlattığı ağır saldırı silsilesine karşılık Tahran yönetimi, ABD’yi doğrudan vuramasa da İsrail’i ve çevredeki ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkeleri roket yağmuruna tuttu.

Bu süreçte, savaşın doğrudan tarafı olmayan ancak kendilerini yeterince koruyamayan Körfez ülkeleri de hedef haline geldi; sembolik hava güçleri ise bu tacizleri durdurmakta yetersiz kaldı.

Bir ayı aşkın süredir devam eden bu hava savaşları esnasında, İsrail’in “geçilemez” olarak nitelendirilen Demir Kubbe sisteminin İran saldırıları karşısında süzgece dönmesi, saldırı gücü kadar savunma mimarisinin de ne denli hayati olduğunu tüm dünyaya bir kez daha gösterdi.

Askeri disiplini ve milli birliğiyle her dönem caydırıcılığını koruyan, son küresel gerilimlerde de hiçbir ülkenin doğrudan saldırmaya cesaret edemediği Türkiye, çağın gereklerine uygun olarak yıllardır sürdürdüğü yerli ve milli teknoloji hamlelerinin meyvelerini toplamaya başladı.

Savunma sanayisindeki dışa bağımlılığı ciddi oranda azaltan, İHA ve SİHA teknolojileriyle savaş tarihine adını altın harflerle yazdıran ülkemiz, bölgesel tehditler ışığında öz hava savunma sistemine yönelik yatırımlarını daha da sıklaştırdı.

“İsrail’in Demir Kubbesi varsa bizim de Çelik Kubbemiz var” diyerek hareket eden Türkiye, 2024 yılının Ağustos ayında Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısında onaylanan bu dev projeyi ASELSAN, ROKETSAN, TÜBİTAK SAGE ve MKE iş birliğiyle titizlikle yürütüyor.Bir kilometreden yüz kilometreye kadar uzanan katmanlı bir mimariye sahip olan Çelik Kubbe; seyir füzelerinden kamikaze dronlara, sürü İHA’lardan helikopterlere kadar her türlü hava tehdidine karşı aşılmaz bir kalkan oluşturmayı hedefliyor.

Bu stratejik hamlenin son ayağı ise Ankara’da gerçekleştirilen ROKETSAN Üretim Tesisleri açılışı ve seri üretim teslimat töreniyle perçinlendi.

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çelik Kubbe’nin vurucu gücünü oluşturan sistemlerin yüksek üretim temposuna ulaşmasıyla hava savunma mimarisinin tahkim edileceğini ve ordunun caydırıcılığının en üst seviyeye çıkarılacağını vurgulayarak konunun devlet nezdindeki hassasiyetinin altını çizdi.

Savaşlar geçmişte olduğu gibi bugün de sahada ne yaşanırsa yaşansın nihayetinde masada kazanılıyor; ancak bugünün masaları artık tek bir tuşla savaşın seyrini değiştirecek teknolojik gücü temsil ediyor.

Türkiye, bu küresel masanın sahibi olmaya devam ederken başkalarının kurduğu oyunları bozmayı sürdürüyor. Adı duyulduğu andan itibaren muhataplarında tedirginlik uyandıran Çelik Kubbe, Ankara’nın bu kararlı politikasındaki en güçlü kozlardan biri olarak günden güne yükselmeye devam ediyor.

Categories: Türkiye Gündemi
kirmizicizgi:
Related Post