Milletleri ayakta tutma ve onların birlikte hareket etmeleri noktasında ortak bilinç kavramının çok büyük bir anlam taşıdığı ifade edilir.
Bu ifade gayet yerinde bir tespittir. Çünkü her kafadan bir ses çıkması, kontrolden çıkan bir araç misali ne yapacağı belli olmayan ve kendisine zarar vermekten öteye geçemeyen bir topluluk ile karşı karşıya kalınması anlamına gelir.
Evet, burada herhangi bir topluluğun ileriye doğru adım atabilmesi için belirli bir bilgi ve birikime sahip olması gerektiğine dikkat çekiyoruz. Ancak atlamamamız gereken çok kritik bir husus var: Söz konusu bilgi ve birikim, hayaller ve uydurmalarla değil; gerçekler ve doğrularla donatılmış olmalı.
…
Sürekli kendilerine komşu dediğimiz, fakat haylazlıkları ve şımarıklıklarıyla bizi her seferinde bıktırmayı başaran Yunanistan’ın yaptıklarını bilmeyen yoktur. Söz konusu ülke, yemeklerimizden kültürümüze kadar birçok değere sahip çıkmaya çalışmış; yüzyıllardır Türklere ev sahipliği yapan Kıbrıs Adası’ndaki varlığımızdan rahatsız olmuş, ülkemizin birçok şehrine kadar çeşitli konularda hak iddialarında bulunmuştur.
Dış politikası Türk karşıtlığı üzerine kurulu olan Yunanistan, son dönemde Adalar Denizi konusunda çeşitli provokasyonlar yapmakta. Kendisini denizin tek hâkimi olarak gören bu topluluk (!) Türkiye’nin Mavi Vatan doktrinini düşmanca bir tavır olarak nitelendirmekte; bu ilkelerin yasalaşması ve Ankara’nın harekete geçmesi hâlinde askerî karşılık vermekten çekinmeyeceğini ifade etmektedir.
Yunanistan birçok şey yapıyor ancak bir konuda hata yapıyor: halkına hayal satıyor ve toplumsal bilincini bir rüya üzerine inşa ediyor. Oysa Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, “Bayanlar ve beyefendiler, biz küçük bir ülkeyiz. Ulusal Savunma Bakanlığında önemli bir bütçemiz var ancak bu yeterli değil.” diyerek kendi vatandaşlarına gerçeği hatırlatmıştı.
Türkiye’nin askerî ve diplomatik gücü ortada. Sırf Türkiye korkusuyla ülke topraklarını İsrail ve ABD gibi devletlerin askerî unsurlarına açmak ve umudunu Avrupa Birliği’nden gelebilecek muhtemel yardımlara bağlamak, Yunanistan’ın içinde bulunduğu durumu açıkça gözler önüne sermektedir.
Atina’nın yapması gereken aslında çok ama çok basit: “Hiçbir şey bilmiyorsan haddini bil.”
Türk milletinin asırlar boyunca bir valiyle yönettiği, Kurtuluş Savaşı’nda denize döktüğü ve Kıbrıs Türklerinin hak ve hukukunu korumak amacıyla gerçekleştirilen Barış Harekâtı’nda ağır bir yenilgi yaşattığı bir ülkenin, geçmişteki mağlubiyetlerini hazmedemeyip yalan ve hilelerin arkasına sığınması şaşırtıcı değildir.
Bunu anlayabiliyoruz ancak gerçeği söylemekten de çekinmemek gerekir. Komşumuzun sergilediği bu olumsuz tutumların sonucunda bir kez daha yenilgiyle karşılaşacak olması, gündüz kadar açık bir gerçektir.

